BEZİRGÂN BAŞI - KAFKAOKUR
BEZİRGÂN BAŞI
Önce gaz ve toz bulutu vardı. Sonra sen. Büyük patlamadan hemen önceydi. İçimde yok edebilirim sanmıştım. Başta karşılaşma sonra sevişme sonrasında alışma ve daha da sonrasında kapışma…Tam yoğunlaşırken her şey, sen iki arada bir derede ne istediğini düşünme fırsatı buldun ve dedin ki “Ben ayrılmak istiyorum!”  Zaten bu hayatta ne istesem olmadı. Bunun olacağına da inanmamıştım ama felek kahpeliğini bir yerde unutturdu. Bu da onun bana en büyük kahpeliği oldu. Ayıp olmuyor muydu? Hem de ne ayıp…Kimin gideceği mühim bir meseleydi. Gerçi o çoktan gitmişti. Geriye bana bu evden toz olmak düşüyordu. “Dur,” deseydim “dur, biraz konuşalım. Başa bir dönsen de hatırlasan her şeyi. Hani en öncesine, ikimizin bir araya geldiği günün gecesine… Gaz ve toz bulutlarına kadar…Seni ilk gördüğümde de sormuştum ya sana “Niye yaptın bunu bana?” İçimde seyrek duran zerreleri çoğaltıp dolaşmasaydın buralarda…Yani demem o ki içimde büyük bir patlamaya neden olmasaydın belki başlangıcımızı anlatırken sonumuzu da yazmamış olurdum bu satırda “Niye yaptın bunu bana?”
 Bir dünyayı oluşturduktan sonra iyiyle kötüyü de yarattığımızda, o iyiler hep kötülere yenildiğinde ve o kötülerden biri olan sen “böyle olsun istemezdim” dediğinde belli mecburiyetlere göz yummak bana kalmıştı. Aslında ne yeşili ne de mavisiyle temiz ve ferahtı burası aksine öyle kavruk ve kirli bir gökyüzünün altında uzanıp hiç bilmediğim bir şeyin hayalini kurmaya çalışıyordum. Hep gidici kadınları mı seviyordum yoksa? Karşımda durmuş herkesin kendi yoluna gitmesini öneriyordu. Zaten ne olacaktı? Ben biraz burada dururdum belki. Yani gitmeye mecal bulamazsam diye. Yoksa güzel bir öneriydi. Eğer herkesin önünde hâlâ bir yol varsa ben de buyurup kendi yolumda giderim elbet. 
Her insanın, her durumun ve her sevginin bir vadesi vardı. Bize küçük bir kum saati mi vermişlerdi? “Birbirimize kattığımız onca güzel şeyin hatırına…” dedi. Burada yine durup düşünmek bana kalmıştı. Kârlı bir alışveriş miydi bizimkisi? Ne zaman başlamıştı ticaret? Küçükken birlikte oynadığımız oyundan mıydı? Sen hep bezirgân başı mıydın? Gözlerimden kırgınlığımı anlamasın diye yüzüme iliştirdiğim eğreti donukluğu korumaya çalışırken kapının yolu göründü bana. Gözünde bir kahramana dönüşmek için çok mu geçti? Üzerimdeki gömleği yırtıp onu kurtaran bir süper kahraman olduğumu hayal ettim. “Birbirimize kattığımız onca güzel şeyin hatırına…” diyordu sonra onu susturup “Daha da güzel şeyler katacağız bezirgân başı” diyordum. Bunun üstüne o, “Kapı hakkı ne verirsin?” diye soruyordu. Günün sonunda kapının içinde tutsak kalan yine ben oluyordum. Gömleğimin içinde bir kostümüm yoktu ve bu göbekten kas çıkarmak için onca yol gitmeliydim. Sanırım kendi yoluma gitmeliydim.
Her şeyin en başında, daha sen yokken ve her şey gaz ve toz bulutuyken ve ben böyle mesutken, hep böyle devam edemez ya hayat, ikimizin bir araya geldiği gün büyük bir patlama oldu. Sana demek istedim ki; “Bu hayra alamet değil olsa olsa kıyamet alameti. Hicran olması an meselesi.”  Suskunluğun bir çare olmazken, gerçekle düş birbirine karışırken ve ben içimde oluşan bu dünyayı kontrol etmeye çabalarken, sen ne istediğini düşünme fırsatı buldun. Zaten bize küçük bir kum saati vermişlerdi. O yüzden de aceleyle kurdun veda cümlelerini. Ben de bu cümlelerin arasında kendi dünyamı kurtaran bir süper kahraman olduğumu düşündüm. Her şeyin en başına, kendi yoluna giden…



NİHAN ÖZKOÇAK
BEZİRGÂN BAŞI - KAFKAOKUR
2
36
0
Published:

BEZİRGÂN BAŞI - KAFKAOKUR

2
36
0
Published:

Tools